AİLE YUVASINI YIKAN İKİ FAKTÖR

İngiltere'de yayınlanan The Independent
gazetesinde şöyle denilmektedir: "Evlilik ve çocuklar üzerine yapılan bir araştırmada boşanmaları artıran şu iki mühim faktör tesbit edilmiştir:
Birincisi: Eşlere düşen mesuliyet şuuru ve çocuk sâhibi olma arzusu evliliği devam ettirmeye yetmemektedir. Çünkü 1960'lı yıllardan bu yana İngiliz yetişkinleri bilhassa kadınlar artık eskisi gibi fedakâr değiller. Aile fertlerinin geleceğini düşünüp ona göre gayret etme yerine, herkes şahsî menfaatini düşünmektedir. Tatmin edici bir iş, daha çok serbestlik ve boş zaman fırsatı aranmaktadır. Yarın yalnız kalınacağı zaman muhtaç olunacak şeyleri önceden emniyete alma hedeflenmektedir."
ingiltere'de evliliğin kudsiyeti kalmamıştır. Her zaman dağılmaya müsait bir dünyevî ve şahsî menfaat birleşmesi şeklinde düşünülmektedir. Açık-saçıklık, sadâkat ve emniyet bırakmamıştır. Bu sebeple evlilik öncesi tanışıp görüşmeler, mukaddes bir yuva kurmaya gidememiştir. Kurulan yuvalar da yıpranmış ve dağılmıştır. 196O'lı yıllara kadar İngiltere'de aileyi ayakta tutan asıl faktör, zayıf da olsa, Hıristiyanlık'tan gelen inançtı; ictimâî ve ailevî gelenek halini almış maneviyattı. Çünkü dünyadaki bütün mürüvvet ve faziletlerin kaynağı peygamberlerdir. Maneviyatın iyice zayıflamasıyla birlikte yuvalar da yıkılmaya başlamıştır. Aile çatısı mukaddestir, sadece geçici dünya zevkleri ve menfaatleri için kurulmaz. Karı-koca ebediyyen eştir. Meselâ bir kadın, bu dünyada yaşlanıp güzelliğini kaybetse de, âhirette kocası için huriler kadar güzel bir eş olacaktır. Böyle duygu ve inançlar; eşlerin sağlam karakter, fazilet ve şefkat hislerine sahip olmalarına vesile olur. Güzel ahlâkla kurulan yuva, devamlı ve huzurlu olur. Aksi halde fertler, şahsî menfaatlerini düşünürler. Evlilikten gelen zevk ve menfaate halel geldi mi hemen dağılırlar.

islâmiyet'te, eşlerin birbirlerini sevip saymalarına, merhametli olmalarına ve karşılıklı hak ve hukuklarına riâyet etmelerine büyük ehemmiyet verilir. Bir âyet-i kerimede, "Yakın arkadaşına iyilik et" (S. Nisâ, 36) buyrulmaktadır.

Hadîs-i şeriflerde de bu hususta çok ifadeler vardır. Bunlardan ikisi şöyledir: "Hayırlınız, ailesine iyi davra-nanızdır. Ben ise aileme karşı en iyi davrananızım." "Kulun hasenat defterine ilk konulan şey, ehl ü iyaline verdiği nafakadır."

Kocanın kadın üzerindeki hakkı ile alâkalı bazı hadîsler de şunlardır: "Kendisinden kocası râzı olduğu halde ölen her (Müslüman) kadın cennete girer." "Kadınların (zevcelerin) hayırlısı, yüzüne baktığın zaman seni mesrur eden, emrettiğin zaman sana itaat eden, sen yokken namusunu ve senin malını koruyandır." "Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmesidir."
İlâhî vahye dayanmayan hiçbir beşerî nizam ve ahlâk kaidesi, aileyi İslâmî emir ve tavsiyeler kadar koruyamaz, huzurlu kılamaz. Maddeci kesilen, maneviyattan uzaklaşan Batı'da, yuvaların dağılması da bunu açıkça gösteriyor. İngiltere'de ayrılmalara sebep olan ikinci ana faktörü gene The Independent'ten okuyalım..
"İkincisi: Kadınların ümitleri ile erkeklerin davranışları birbirine imtizaç etmemektedir. Eskiden kadın ve erkeğin rolleri sabitti. Erkek dışarda çalışıp para kazanır, kadın da evin dâhilî işleri ile meşgul olurdu. Bugün kadınlann çoğu evi dışında bir işte çalışmaktadır. Günümüzde ev işlerini kolaylaştıran birçok ev âletleri bulunmasına rağmen, erkeğin de ev işlerinde kadına yardımcı olması umulmaktadır. Ancak erkeğin ev işinde kadına yardımı bahis mevzuu oldu mu, erkek ekseriya burun kıvırıp televizyon seyretmeye başlıyor. Bu sefer eşler arasında gerginlik doğuyor. Çocukları bile olsa, doğan huzursuzluğu gideremiyor.
Zevcenin bir ev kadını olarak evinde oturması, ev işleri ve çocuğuyla meşgul olması, yuvanın saadeti ve devamı bakımından büyük ehemmiyet arzeder. Bir âyet-i kerîmede buna işaret vardır. Bu ayette Cenâb-ı Hakk, kadının evinde oturmasını tavsiye etmektedir. Nitekim İngiltere'de yapılan araştırmada, kadının evi dışında çalışmasının yuvayı yıkan iki mühim faktörden biri olarak açığa çıkması Kur'ân'ı doğrulamaktadır.

Fazilet Takvimi