Namahrem

Namahrem aile nikah evlilik ile ilgili yazılar

Mahrem ve namahrem nedir?

Mahrem: Haram olan yani bir kadının evlenmesi dinen caiz olmayan akrabalar demektir
Nâmah rem: Haram olmayan yani bir kadının evlenmesinde; dinen bir mahzur olmayan erkek demektir.
Bu husus esasen prensiplerini şu iki ayet-i kerimeden almaktadır.

MAHREM, NÂMAHREM

Bir erkeğin, kendisi ile evlenmesi haram olan kadına mahrem, evlenmesi haram olmayan kadına da nâmahrem denir. Mahrem olanlar evlenilmesi haram olan, yakın akraba sayılan kadınlardır. Nâmahrem olanlar ise yakın akraba sayılmayan ve evlilik câiz olan kadınlardır.

Evlilik kültürümüzü kaybetmiş durumdayız

Biz müslümanlar yüzyıllarca elde ettiğimiz bir çok birikimi kaybetmiş durumdayız. Kaybettiğimiz bu birikimlerden birisi de evlilik kültürümüz.

Evliliğe bakış açımız değişmiş durumda. Evlilikten beklentilerimiz değişmiş durumda. Evliliğe bakış açımız artık çok farklı.

İçinde bulundumuz süreçte bunları aktarabilmek anlatabilmek çok güç.

İslami nikah Nikah nasıl kıyılır

Belediyedeki resmi muameleler bittikten sonra, Müslüman bir erkek, Hanefî mezhebine göre, Müslüman iki erkek şahit yanında, evleneceği kıza, (Seni hanım olarak aldım) der, kız da, (Ben de, seni koca olarak kabul ettim) derse, nikâh sahih olursa da, sünnete uygun nikâh şöyle kıyılır:
Bu devirde dini bilenler azaldığı için, nikâh kıyacak kimse, damada ve geline, Allahü teâlânın sıfatlarını sayıp, İmanın ve İslam’ın şartlarını da söyledikten sonra, (Kabul ettin mi?) diye sorar. Evet cevabını alıp, damatla gelinin Müslüman olduğu böylece anlaşıldıktan sonra nikâhları kıyılır.

ÎMAN VE NİKÂHA ZARAR VEREN SÖZLER

Müslüman'ın îmanına zarar veren küfür sözleri, nikâhınıda bozar. Hâl böyle iken bazı kimselerde büyük bir dikkatsizlik ve mes'uliyetsizlik bahis mevzuu olmaktadır. Adam evlenmiş, âile reisi olmuş hâlâ ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Öfkelenip kızınca sarfettiği küfür dolu sözlerin, eski tâbirle "elfâz-ı küfr"ün, îman ve nikâhını alıp götürdüğünü kaale bile almıyor. Hatta, böylesine büyük tehlikeden haberi bile olmuyor. Daha açık bir ifadeyle; cehâlet, îman ve nikâh bağını koparıp götürüyor da, kılı bile kıpırdamıyor; titreme gereği duymuyor.

KADIN ERKEK BİR ARADA OTURMA

Kadının, mahremi olan erkeklerle bir arada oturmasında bir mahzur yoktur. Ancak, kocasının erkek kardeşi, dayısı, amcası, dayı ve amca çocukları, veya daha uzak akrabalar gibi nâmahremler varsa; kadın tam tesettürüne, oturuşuna-kalkışına, gülüşüne-konuşmasına, onların yanında kokulanıp süslenmeye, onlarla başbaşa bir odada kalmamaya dikkat etmek şartıyla birarada bulunabilir, beraber yemek yiyebilir. Bu durumda kadın ayrıca başını omuzlarıyla beraber örten bir başörtüsü (üstlük) bulundurmalı...

Keza vücut hatlarını belirten dar ve ince elbiseler giymemelidir.

KOCANIN HANIMINA KARŞI VAZİFELERİ VE HAKLARI

Bir kimse hanımına iyi davranmalı, onu kırmamalı, kaba davranışlardan sakınmalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor: "Ey ümmetim! Kadınlara hayırla muamele etmenizi tavsiye ederim. Çünkü onlar sizin emriniz altındadır. Tahakküme hakkınız yoktur. Ancak açıktan fuhuş irtikâb etmiş olmaları müstesnâ."

Koca, hanımına, hanım da kocasına alâka göstermelidir. Saâdeti evlerinde aramalıdırlar. İffet ve nâmûs konusunda titiz davranmalıdırlar: "Mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını zinadan korusunlar." (Sûre-i Nur, âyet 30)

EN ÇOK KİMİ SEVERİZ?

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi vesellem Efendimiz, "Kişi sevdiği ile beraberdir" buyuruyorlar. O bakımdan, sevdiklerimizin kimler ve nasıl insanlar olduğuna bilhassa dikkat etmeliyiz.
Hiç düşündünüz mü sevgili çocuklar, siz kimleri seviyorsunuz? Haydi biraz düşününüz bakalım... Sonra da kendi kendinize saymaya-sıralamaya başlayınız...

HAYA İMANDANDIR

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz, «Haya îmandandır» buyuruyorlar. Hayâ perdesini yırtan, edep duygusunu yok eden bir toplum, «Bel hum edall» İlâhî hükmünün gösterdiği gibi, dört ayaklılardan daha aşağı bir duruma düştüğü için, ilâhî cezayı hak etmiş oluyor. Nitekim Sodom-Gomore ve benzerlerinde olduğu gibi encamı yok olmakla noktalanıyor.

AİLE YUVASINI YIKAN İKİ FAKTÖR

İngiltere'de yayınlanan The Independent
gazetesinde şöyle denilmektedir: "Evlilik ve çocuklar üzerine yapılan bir araştırmada boşanmaları artıran şu iki mühim faktör tesbit edilmiştir:

ALLAH'IN RIZÂSI, ANA-BABANIN RIZÂSINDADIR

Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de bize, anne-babalanmıza iyilik etmemizi, yaşlandıkları zaman da onlara merhametle davranmamızı emreder. Bilhassa annelerimizin hamilelik süresinde nice güçlüklere göğüs gerdiklerini de bize hatırlatır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de; "Allah'ın rızâsı ana-babanın rızâsında, gadabı da anababanın gadabındadır." "Büyük günahların en büyüğü, Allah'a ortak koşmak ve ana-babaya karşı gelmektir" buyurur. Allah'ın Resûlü'nde bizim için güzel bir örnek vardır. Her mevzuda ilk örneğimiz Nebiyy-i Muhterem (s.a.v.)'dir. O halde, onun anneye bakışını bir görelim..

ÂİLEVÎ VAZÎFELERİMİZ

Aile hayatı, içtimaî hayatın temelidir. Aile, ana ve baba ile bunların çocuklarından ibârettir. Bunların karşılıklı bir kısım vazifeleri vardır:

1) Babanın başlıca vazifeleri: Hanımı ile güzel geçinmek, onu himâye etmek, onun nafakasını tedârik ederek kendisine sadâkattan ayrılmamaktır. Hâdîs-i şerîfte; "Sizin hayırlılarınız, kadınları hakkında hayırlı olanınızdır." "Kadınlara ancak kerîm olanlar ikram, leîm (alçak) olanlar da ihânet eder." buyurulmuştur.

CENNET KAPILARI KİMLER İÇİN AÇILIR?

Ebu Hüreyre ve Ebû Said (r.anhümâ) şöyle rivâyet ediyorlar:
"Bir gün Resûlullâh (s.a.v.) bize ya'z ettiler ve üç defa, "Allâh'a yemin ederim ki" dedikten sonra başlarını eğerek ağladılar. Biz de başımızı eğip ağladık. Ne için yemin ettiğini bilmiyorduk. Sonra başını kaldırdı, yüzünde sevinç ifâdesi vardı. Sanki dünyâlar bizim oldu. Şöyle buyurdu:
"Bir kimse beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, malının zekâtını verir ve yedi büyük günahtan sakınırsa, onun için cennet kapıları açılır ve 'Selâmetle gir' denilir."

KÂMUS VE NÂMUS

Cemil Meriç'ten:
"Kâmus bir milletin hâfızası; yani, heyacanıyla, hassasiyetiyle ve şuuruyla kendisi. Kâmusa uzanan el, nâmusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız ihtilali bile, tek mukaddese saygı göstermiştir: Kâmusa... Batı'da cinnet bile terbiyeli! (Kâmus: Bir lisânın bütün kelimelerini, şerh ve tefsirlerini içine alan kitap. Yani, topyekün bir milletin dili.)

Ve devam ediyor:

DÜRÜSTLÜĞÜN MÜKÂFÂTI

Sultan Abdülmecid bir gün tebdîl-i kıyâfet eder ve Vezneciler'deki bir dükkana uğrar. O sırada oradan geçmekte olan Nâfiz Paşa uğrayıp alışveriş yapar. Dükkan sâhibi, parayı alırken gülümser. Sultan Abdülmecid sebebini sorar; "Efendimiz" der; "Bu zât, eski mâliye nâzırı Nâfiz Paşa kulunuzdur. Başkaları at ve araba ile geçerken bu nâmûslu zâtın böyle yaya gezmesi hayretimi mucip oldu da onun için tebessüm ettim." Sultan Abdülmecîd, Nâfiz Paşa'nın Maliye Nezâreti'ne tâyînini irâde eder. Bunu duyan zamanın şâirlerinden biri şu kıtâyı söyler:

Sıdk ile devlete hüsn-i hizmet,