CEMİYETİN ÇEKİRDEĞİ ÂİLE

Âile, cemiyetin çekirdeği olduğu gibi, milletin de temelini teşkil eder. İnsanlık tarihinin en eski cemiyet müessesesidir. Âile hayatı, iktisâdî ve ictimaî sebeplerle tarih boyunca genişlemiş, daralmış, anlayış değiştirmiş; ama dâima var olagelmiştir.
Gerek cemiyet, gerekse milletin teşekkülü fertlerin varlığı ile vücut bulur. Bu bakımdan meseleye temelde hâkim olmayı ana prensip olarak kabul etmiş olan dinimiz, temiz bir cemiyet ve huzurlu bir millet için mesut bir âileyi esas almıştır. Âile bütünlüğünü sarsabilecek en ufak tehlikeler bile dikkatten uzak tutulmamıştır.
Âile, insan yapısının temel karakter olarak şekillendiği bir ahlâk ve seciye müessesesidir. Faziletli bir fert olabilmenin ilk şekli âilede verilir. Âile, topraktan yaratılan insanın içinde pişerek şekillendiği bir fazilet fırınıdır. Âile ocağında pişmemiş insan hamdır tad vermez. Çiğliğinden çevresi rahatsız olur. Asâlet insana âileden geçer. Bu haslet öyle bir fazilettir ki, aşılanmaz kökten sürer. Soysuza dünyanın en güzel elbisesini bile giydirseniz, yine de çıplaktır.
Âilede belli bir şekil ve karakter kazanmamış insan, silik şahsiyeti ile çürük malzeme gibidir. Böyle bir malzeme ile sağlam bir iş nasıl yapılamazsa, fıtraten bozuk fertler ile de temiz bir cemiyet ve asil bir millet teşekkül edemez. Bu sebeple âileye, millet olarak arzuladığımız hedeflere bizi ulaştıracak vâsıtaların tesis edildiği temel müessese olarak bakmalıyız. Öyle ki, o bozuksa,hiç bir müessese sağlam çalışmaz.
"Biz ki her mevcûdu yıktık, gâyesiz bir fikr ile.
Yıkmadık bir şey bıraktık, sâde bir şey:Âile.
Hangi bir bünyânı mahvettik de ıslah eyledik?
İşte îran memleket, her yer delik, her yer deşik!
Bunların tâmiri kâbil olsa, ciddiyet, sebât;
Lâkin, Allah etmesin, bir düşse şâyet âilât,
En kavî kollarla hatta kalkamaz, imkânı yok.
Kim ki 'kalkar' der, onun zerre kadar iz'ânı yok." [M. Akif Ersoy, Safahat, s. 225]

Ferdin cemiyetle bağını kuracak ve onu cemiyete hazırlayacak olan âiledir. Âilede huzuru tatmadan cemiyete karışan fert, huzurun değerini hiçbir zaman bilemez. Sinirleri savaş halinde olup ruhî ızdırap içinde kıvranırken, gözleri kin ve nefrete dolu böyle bir fert, cemiyet ve millet için asla huzur getiren bir âmil olamaz. Cemiyetin huzurunu kaçıranların çoğunun, huzursuz âile çocukları olduğu da bir gerçektir.
İnsanları serserilikten, mes'ûliyet şuuruna, hayatlarını da hayvanîlikten insanîliğe yücelten fazilet hissi, âile yuvasının saâdetinde gelişir. Eğer insanlar âile şeklinde ocaklanmasalardı, ortada sürü hâlinde bir toplum olurdu.
İnsanlardaki yurt sevgisi, vatan aşkı da âileye bağlılıktan kaynaklanır. Mekânsız insan, vatansız gibidir. Kendi canından başka düşüneceği canları olmayan böylesi biri için, millet sevgisi, nâmus duygusu, vatan aşkı mânâsız şeylerdir. "Milletim nev-i beşer, vatanım rûy-İ zemin" anlayışındaki bu yamuk kafaları düzeltmek mümkün değildir.
Kısacası, âile cemiyetin çekirdeğidir. Toprak ne kadar güneşli olursa olsun, çürük çekirdeğin mahsul kalitesi nasıl düşük oluyorsa; medeniyet ne kadar ileri olursa olsun, âile yapısı bozuk olan millet fertlerinde de fazilet hissi düşük olur.

Fazilet Takvimi